MENÜ

24 Eylül 2018 Pazartesi Paylaşımı “Dil Bilmek”

Dil Bilmek

“Bir lisan, bir insan”, boşa söylenmemiş bu sözü hepimiz biliriz. Dil bilmek ve bunu kullanmak kişiye tartışmasız çok şey katar.

Dili bir komünikasyon aracı olarak görsek de aslında bir araçtan daha fazlasıdır, anlamı ifade etmenin sistemsel bir yoludur. İnsanın çocukluktan olgunluğa kendini bağımsız yönetmesini, sosyalleşmesini, kültürünü, eğitici ve geliştirici durumları içerir.

Her dilin kendine ait ritim ve ruha sahip farklı elementleri ve aynı zamanda kendi içinde tanıdığı kültürel öğeleri vardır. Kısacası, her dil bir zenginliktir.

Dilin, yüz bin yıl önce Afrika’da oluştuğu ve elli bin yıl önce Ortadoğu üzerinden dünyaya yayıldığı yönünde bilgiler mevcuttur. Modern dillin, kırk bin yıl önce avcılıkta ve taş yontmadaki üretim araçlarının kullanıma başlandığı döneme denk düştüğü kabul görmektedir.

Dil bilimcilere göre bugün dünyamızda 6000 den fazla dil konuşulmaktadır. Ancak, bugün politik güçler tarafından dünyamızda tanınan dillerin sayısı birkaç yüzü geçmez.

İlkokuldan beri dil bilgisi derslerinde öğrendiğimiz bir dil aileleri ve grupları meselesi vardır: Hatırlamak gerekirse;

Ural-Altay dil ailesi, Afrika-Asya dil ailesi, Hint-Avrupa dil ailesi başlıca ailelerdir. Türkçe, Ural-Altay dil grubundadır.

Hint-Avrupa dil ailesinin grupları ise, günümüzde en çok öğrenilmeye rağbet gören yabancı dillerdir:

Germen (Almanca, Holandaca, İngilizce ve diğerleri),

Roman (Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve diğerleri),

Slav (Polonyaca, Çekçe, Rusça)

Bazı diller aynı dil grubuna ait olduklarında rahatlıkla çağrışım yaparlar. Meselâ; Fransızca bilen biri İtalyanca veya İspanyolcayı çok daha çabuk öğrenebilir.

Dilin gösterdiği evrimi ve tarihi gelişimi, hızlandırılmış biçimiyle günümüz dünyasında bir insanın yaşamındaki çeşitli evrelerde gözlemlemek mümkündür. Bu evrelerin ilki sesler çıkarmakla sınırlıdır. Bu sesleri, sözcük edinmeler ve bu sözcüklerin anlamlı bir biçim düzene girmesi anlamına gelen cümle kuruluşları izler. Günümüzde bir insanın yaşamına sığdırılan bu gelişme, insanlık tarihinde yüzyıllara karşılık düşmüştür.

İnsanoğlunun dil edinme becerisi, binlerce yılın deneyim ve tecrübelerine dayanır. Dil, önce ses, sonra sözcük, sonra söz dizimi olarak karşımıza çıkar.

İnsanoğlu, birden fazla dil konuşma yeteneğine sahip olduğuna göre, tek dil dayatmanın hiçbir değeri yoktur. Zaten globalleşen dünyamızda, dünya nüfusunun yarısı birden fazla dil konuşmaktadır.

Türkiye’de de yabancı dil giderek önem kazanmaktadır. Avrupa ile gelişen ilişkiler ve Türkiye’nin dışa açılması sonucunda yabancı dil ihtiyacı da artmaktadır. İnternet’in gelişmesi ve ticarî ilişkilerin artması Türkiye’de de yabancı dil öğretiminin gelişmesine zemin hazırlamaktadır.

Bir fikir, öğreti, kavram sunulurken genelde hep pozitif ve negatif yönleri sıralanır. Ben de bu yazımda yabancı dil bilmenin avantaj ve dezavantajlarını sıralayayım dedim ama düşündükçe karşıma hep avantajları çıktı. Negatif bir yönünü göremediğim bu zenginliği siz de kendinize elinizden geldiğince katın.

Yabancı dil bilmenin yararlarını kısaca sıralarsak;

Dil bilmek, belli sektör ve iş alanlarında yaratıcılığı kolaylaşır. Örneğin; reklâmcılık, dış ticaret, yazarlık, bilgi teknolojisi (yabancı uluslararası terimler) alanlarında.

İş ararken adaylar arasında bir adım önde olursunuz.

Kendine güven duygusu ile kendi kendine yetme duygularınız güçlü olur.

Zaman kazanırsınız; kendi işinizi halledebileceğiniz için tercümana, tercüme bürolarına veya aracıya pek gereksiniminiz kalmaz.

Kendini ve ülkeni iyi bir şekilde temsil edersin.

Seyahatlerde özgürlük ile seyahatlerinizin daha zevkli ve pratik olacağına inanıyorum.

Yeni bir ilgi alanı çıkabilir karşınıza. Dil içinde taşıdığı kültür ile belli sporlara, uğraşlara eğilimler taşır, siz hayatınıza bunlardan birini veya birkaçını seçerek yeni bir anlam ve renk katabilirsiniz.

Dilin tarihsel gelişimini, Türkiye’de ve dünyadaki önemini, kazandıracağı yararları gördükten sonra, yabancı dil öğrenmenin yolları nelerdir sorusunun cevabına bakalım şimdi de…

Yabancı dil geliştirilirken hem teorik, hem pratik uygulamaları yapmak gerekir.

Kulak dolgunluğu yapması amacıyla öğrendiğiniz dilde şarkı dinlemek

Çeşitli kelimeler yaratılan oyunlar oynamak.

Orijinal versiyonları ile film izlemek, o dilin mensup olduğu TV kanalını izlemek.

Dergi, çocuk kitapları ve kolay dilde yazılan hikâye kitapları okumak. Sabahları beyin dinçken veya yatmadan önce 15 dakika okumak bile yeterli olacaktır.

Cep telefonun dilini öğrendiğin yabancı dile çevirerek kullanma.

Mektup arkadaşı edinip bir ya da birden fazla kişiyle yazışmak,

Yabancı dil öğretici çeşitli yayınevlerinin çıkardığı kitap serilerini almak ve kendi iç disiplininizle bunların zaman yönetimi yaparak çalışmak.

Bunları uygularken ekleyebileceğim birkaç önemli adım ise;

Paragraf okuma ve/veya dinleme

Yüksek sesle okuma ve bazen de sessiz okuma

Tekrar yapma

Duyduğunu yazıya dökme

Aynısını kopyalama (yazılı veya sözlü)

Bilgi transferi; yani bir çeşit uygulamadan bir diğerine geçme. Görselden yazmaya veya tam tersi yazılı çalışmadan görsele geçme.

Dili bilen bir başka kişi ile röportaj yapma, karşılıklı konuşarak ondan bilgi almaya çalışma.

Bütün bunları sizlerle paylaştıktan sonra eğer bana kalkıp sorarsanız: “Ece, sen peki bunların hepsini yaptın mı?” Cevabım çok net olacaktır: “Evet, yaptım.” 18 yaşındayken yurt dışında okumaya gitmenin verebileceği tüm avantajları en etkin biçimde kullanmanın öncesinde de, dünyanın her bir yanından yüzlerce mektup arkadaşı ile yazışıyordum, babamın işi nedeniyle Türkiye’ye gelen iş adamı arkadaşlarına İstanbul’u gezdirirken hep gönüllü oluyordum, kendi çapımda tercümeler yapıyor ve bunlardan zevk alıyordum.

Şu anda da İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve Boşnakçanın dâhil olduğu beş yabancı dil bildiğimi gururla bu yüzden söyleyebilirim. İnanın bana, birtakım özverilerde bulunmadan kendinizi geliştirmeniz kolay değil. Hepinizin Avrupa Diller Günü kutlu olsun.

Kaynak: Ece Vahapoğlu “Genç Gelişim Dergisi”

Toplumsal Tarih Dergisi “Kıbrıs Barış Harekatı” – Eylül 2018

“Üniversiteye Doğru” Semineri – Eylül 2018

Yeni eğitim ve öğretim yılının başlamasıyla birlikte okulumuzun konferans salonunda 11.sınıf ve 12.sınıf öğrencilerimiz için “Üniversiteye Doğru” öğrenci semineri gerçekleştirildi Öğrencilerimize Ölçme Değerlendirme Birimi Uzmanı ve YGS/LYS Koordinatörü Neşe Uygur, Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmen Şeyda Tosun, Yurt Dışı Eğitim Danışmanlarımız Tulu Derbi ve Serap Resimcioğlu tarafından öğrencilerimize sınav süreci ile ilgili bir takım bilgilendirmeler yapıldı.
Okulumuzun ilk mezunlarından olan öğrencilerimiz de yapılan bilgilendirmeler sonrasında söyleşiye katılarak kendi deneyimlerini ve başarılarına nasıl ulaştıklarını arkadaşlarıyla paylaştılar. Mezunlarımız 11.sınıf ve 12.sınıf öğrencilerimize hayatlarının en önemli süreçlerinden birini yaşayacakları bu yolda desteklerini esirgemeyeceklerini tekrar hatırlatarak keyifli bir sohbet gerçekleştirdiler.

„Eine Welt für dich und mich“ Schreibwettbewerb 2018

Unter dem Motto „Eine Welt für dich und mich“ hat das Auswärtige Amt schreibbegeisterte Kinder und Jugendliche bis 19 Jahre gesucht, die ihre eigenen Texte in einem E-Book im Aufbau Verlag veröffentlichen sollten. Junge Autorinnen und Autoren aus der ganzen Welt sind dazu eingeladen gewesen, ihre Fantasien, Hoffnungen und Träume zu beschreiben. Zwei Schüler aus unserer jetzigen achten Klasse Yağmur Danışoğlu und Ali Demir Ulucan haben sich für dieses Projekt beworben und einen Text verfasst mit den Fragen; In was für einer Welt sie leben wollen? Wie sie leben wollen? Was sie sich für sich selbst und für andere wünschen?
Ihre Geschichte mit dem Titel „Eine Welt für uns“ ist von über 300 eingesandten Texten unter die besten 100 gekommen und wurde in dem E-Book, dessen Pate David Buck ist veröffentlicht.

Text “Eine Welt für uns” Seite 205: http://www.aufbau-verlag.de/media/Upload/aufbau_digital/eineweltfuerdichundmich/9783841215734.pdf

 

Almanya Dış İşleri Bakanlığının düzenlediği “Eine Welt für dich und mich” konulu uluslararası kompozisyon yarışmasında 8. sınıf öğrencilerimiz Yağmur Danışoğlu ve Ali Demir Ulucan yarışmaya katılan öğrencilerin en iyileri arasına girerek derece elde etmişlerdir. Kompozisyonları e-book’ta yayınlanmıştır. Öğrencilerimizi tebrik ediyoruz.

Öğrencilerimizin yazısına “Bizim için bir dünya (Eine Welt für uns)” sayfa 205’den ulaşabilirsiniz: http://www.aufbau-verlag.de/media/Upload/aufbau_digital/eineweltfuerdichundmich/9783841215734.pdf

17 Eylül 2018 Pazartesi Paylaşımı “Bir İnsanın Anavatanı Çocukluğudur”

Bir İnsanın Anavatanı Çocukluğudur

Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:

– Hayrola, neden elimi öpmek istedin?

– Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.

– Ne oldu, nasıl oldu?

– Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”

Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:

– Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm. Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?

– Hayır, neden?

– Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.

Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:

– Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.

– Radikal bir karar!

– Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam. Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.

– Eşiniz ne dedi?

– Hocam biliyor musun ne oldu?

– Ne oldu?

– Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizimki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”

– Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!

– Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.

– Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?

– İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cık” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. “Ne büyük tehlike!” diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.

– Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!

– İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.

– Eşiniz gelmek istemedi!

– Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler. Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. “Çok mu kötü hocam?” diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. “Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?”

– Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?

– Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım. İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. “O kadar mı kötü?” diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım. Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.

“Gel seni yeniden kucaklayayım!” dedim. Kucaklaştık.

Kaynak: Doğan CÜCELOĞLU

2018-2019 Eğitim Öğretim Yılın İlk Günü – Eylül 2018

Bugün 10 Eylül 2018.
ALKEV ailesi, bu sabah gerçekleşen açılış töreni ile yine bir eğitim öğretim yılına başlamanın heyecanını ve mutluluğunu yaşadı. Okulu anlamlı kılan öğrencilerimizin sesleri ile her yıl olduğu gibi bu ders yılı başında da ALKEV Özel Okulları yeniden tazelendi.
2018-2019 eğitim öğretim yılının değerli öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz için başarılarla dolu olmasını diliyoruz.

ALKEV Özel Okulları, iyi dersler!

1.Sınıfların İlk Gün Heyecanı – Eylül 2018

ALKEV İlkokulunun en minik öğrencileri 6 Eylül Perşembe günü düzenlenen Oryantasyon programıyla yeni öğretmen ve arkadaşlarıyla tanıştılar. Konferans Salonunda düzenlenen sunumlarla velilerimiz bilgilendirildi. Öğrencilerimiz içinde kaynaştırma etkinlikleri düzenlendi. Ayrıca öğrencilerimize önemli bir Alman geleneği olan Schultüte hediye edildi.

Anadolu ve Fen Lisesi Hazırlık Sınıfları Oryantasyonu – Eylül 2018

LİSE HAYATINA İLK ADIM

2018-2019 eğitim öğretim yılında aramıza yeni katılan Hazırlık sınıf öğrencilerimiz, okulumuzda düzenlenen oryantasyon çalışması ile lise hayatına ilk adımlarını atmış oldular. Oynanan çeşitli oryantasyon oyunları ile birbirlerini tanıma, işbirliği yapma ve strateji oluşturma fırsatı yakaladılar. Ayrıca onlar için özel olarak kurgulanmış strateji oyunlarıyla okuldaki yaşamı, okul kültürünü ve değerlerini yaşayarak öğrenmiş oldular. Okulda geçirdikleri bir günlük bu deneyim ile artık lise öğrencisi olmaya hazırlar.

Öğrencilerimize tekrar “Hoş geldiniz!” diyor başarılı bir eğitim yılı diliyoruz.

 

Anaokulu Oryantasyon Haftası – Eylül 2018

ALKEV Özel Anaokulunda 2018-2019 eğitim öğretim yılı 03.09.2018 Pazartesi günü yapılan Veli Oryantasyon çalışması ile başladı. Velilerimiz o gün sınıf ve branş öğretmenleri ile tanıştılar. Okulda yapılan Türkçe ve Almanca etkinlikler hakkında bilgi aldılar. Hazırlanan workshoplara katılarak okulda yapılan uygulamaları deneyimle fırsatı buldular.

04.09.2018 Salı günü 4-5 yaş ve hazırlık grupları öğrenci oryantasyon çalışmaları yapıldı.05.09.2018 Çarşamba günü ise 3-4 yaş grupları öğrenci oryantasyon çalışmaları başladı ve bu grupta oryantasyon 3 gün devam etti.  Öğrencilerimiz öğretmenleri ve arkadaşları ile tanışarak okulda keyifli ve heyecanlı zaman geçirdiler.

ALKEV Özel Anaokulu olarak 2018-2019 eğitim öğretim yılının sağlık, huzur, mutluluk ve başarı getirmesini diliyoruz.

7.Sınıf Veli Bilgilendirme Toplantısı – Eylül 2018

7.sınıf Veli Bilgilendirme Toplantımız 03.09.2018 tarihinde velilerimizin yoğun katılımıyla gerçekleştirilmiştir.
Bilgilendirme toplantısında okul işleyişi ve kuralları hakkında bilgi sahibi olmanın yanı sıra yapılan atölye çalışmalarına katılan velilerimiz, branş öğretmenleriyle tanışarak UBD temelli örnek dersleri de deneyimleme fırsatı yakalamışlardır.

UbD Atölyesi – Ağustos 2018

Tasarım Yoluyla Anlama (UbD), ALKEV müfredatının merkezini oluşturan bir planlama yaklaşımıdır. Misyonumunuzda yazan değerlerin ve becerilerin sınıftaki uygulamalara kadar inerek öğrenciye kazandırılmasını sağlayan güçlü bir çerçevedir. 3 yıldır alınan eğitimler ve yapılan koçluk faaliyetleri, yeni öğretmenler ve yeni kademelerle bu yıl da devam etmektedir.
08-17 Ağustos tarihleri arasında eğitim danışmanı Mustafa Balkaş liderliğinde gerçekleşen atölyelerde öğretmenlerimiz 42 saatlik yoğun bir eğitime katılmış, hedef temelli ve anlamaya yönelik planlama üzerine bilgilerini derinleştirmişlerdir.

Oyun, Oyunlaştırma ve Eğitsel Oyun Eğitimi – Ağustos 2018

Okulumuzun kendini geliştirmeyi, derslere farklı yaklaşımlar getirmeyi, öğrencilerini 21.yüzyıla hazırlamayı hedefleyen kadrosundan sınıf ve uygulamalı dersler öğretmenleri okulumuzda Yavuz SAMUR eşliğinde “Oyun, Oyunlaştırma ve Eğitsel Oyun” eğitimini aldılar. Gün boyu bol oyunlar, çeşitli aktivitelerle eğlenerek geçiren öğretmenlerimiz oyunun önemini, oyunun çocuk için anlamını, çocukların ve yetişkinlerin hayatlarına kattıklarını oynayarak öğrendiler.

2018 Lise Kayıt Kabul bilgileri için tıklayın Kayıt Başvuru Formu için tıklayın