MENÜ

7 Şubat Pazartesi Paylaşımı “Yaşamınızdaki Enstantaneleri Yakalamak”

Yaşamınızdaki Enstantaneleri Yakalamak

Fotoğraf sanatçıları “enstantane” yakalamaktan söz ederler. Sürekli değişim içindeki bir dünyada bir an için ortaya çıkan ve tekrarı mümkün olmayan bir hareketin, bir durumun fotoğrafını çekmek demektir enstantane yakalamak.

Vesikalıklar enstantane değildir, poz veririz çünkü. Ama Afgan kızın o bir anlık bakışı veya duvar dibindeki işçilerin bir anlık varoluşları birer enstantanedir.

Enstantane küçük bir andır ama o anı yakaladığınızda o an ömür boyu karşınızdadır.

Karşınıza çıkan birtakım olayları önemsemeyebilir ya da onlardan bazılarını çekip çıkarma ve onlardan büyük lezzetler alma konusunda, kısacası yaşantımızdaki enstantaneleri yakalama konusunda kendinizi eğitebilirsiniz.

Dünyada, bir insan olmadan kendi kendine enstantane olmayı hak eden hiçbir manzara yoktur. Enstantane sanatçının beynindedir. Sanatçı; enstantane yakalama konusunda, daha doğrusu, bir şeyi enstantane hâline getirme konusunda kendini eğitmiş kişidir. Dilerseniz siz de kendinizi eğitebilirsiniz.

Galiba, akıp giden zamandan elimizde kalan bir avuç şeye enstantane diyoruz. Sizin evinize bugüne kadar Ara Güler hiç gelmedi, bundan sonra da gelmeyecek. Bu demektir ki evinizdeki, yakalanması mümkün binlerce enstantane ziyan oldu ve ziyan olacak. Ama üzülmeyin, evinizdeki enstantaneleri siz yakalayabilirsiniz.

Evinize Ara Güler hiç gelmeyecek. Evinizdeki ve yaşamınızdaki enstantaneleri yakalamaktan siz sorumlusunuz.

Birazdan okumayı bırakacaksınız ve tarih boyunca şu andaki duruşunuz, pozunuz bir daha hiç var olmayacak. Bakın ve bu enstantaneyi fark edin. Gözlerinizle, zihninizle, içinde sizin de bulunduğunuz şu enstantaneyi yakalayın. Tek kopya hâlinde zihninizde saklı kalsın.

Şu an evinizin en dağınık köşesini düşünün. Benim görmemi istemezsiniz ama bir fotoğraf sanatçısı gelip o köşeyi öyle bir açıdan çeker ki sergilere koyarlar, görseniz iftihar edersiniz. O hâlde o köşeyi bugün siz fark edin. Gözlerinizle, zihninizle o köşenin resmini çekin.

Bizim hiç duymadığımız, baktığımızda yalnızca pişmiş hâllerini hayal ettiğimiz alabalıkların sesini Schubert olmasaydı nasıl duyabilirdik? Eğer Osman Hamdi Bey’in o gözleri olmasaydı; o halıları, o kaplumbağaları nasıl görebilirdik? Van Gogh’un o basit ve dağınık odasının, o öylesine atılıvermiş eski postallarının böylesine ihtişamlı olduğunu o göstermese nasıl görebilirdik? Bugün sizin tarafınızdan algılanan ve bir gün kaybolacak bu dünyayı küçük-büyük, önemli-önemsiz demeden siz topyekûn fark edip kucaklamazsanız bir gün kim fark edecektir?

Yaşamınızdaki küçük şeylerde büyük tatlar bulmak sizin sorumluluğunuzdur.

 

 Kaynak: Prof. Dr. Üstün Dökmen, Küçük Şeyler