MENÜ

13 Mart 2017 Pazartesi Paylaşımı “Görmeyen Gözlerle Kendi Dünyasının Mimarı: Aşık Veysel”

Görmeyen Gözlerle Kendi Dünyasının Mimarı: Aşık Veysel

Sunay Akın’dan dinlemiştim bu hikâyeyi ilk defa. Bir de benden dinleyin.

Bir gün evlenir Aşık Veysel…Gel zaman git zaman alışır Aşık Veysel eşine… Gel zaman git zaman sever Aşık Veysel eşini… Bir gün öğrenir ki eşi kaçacaktır yanlarındaki yardımcısıyla bir sabahın erken vakti. O sabaha varmamış gecede, eşinin ayakkabısının içine olan tüm parasını ve bir de not bırakır Aşık Veysel. Ve yüreği susar, sızlayarak yatar. Kaçış yolunda kadının ayağını bir şeyler acıtmaktadır çıkarır bakar ki ayakkabısını, para ve içinde bir not: “Bunca zaman bana emeğin geçti, suyunu içtim ekmeğini yedim,  ananın ak sütü gibi helal olsun, kimselere muhtaç olma yaban ellerde” yazıyordur. Ve artık ne geri dönebilen vardır çıktığı yoldan, ne de bekleyen vardır Aşık Veysel’in içinden!

***
Sonrasında ne mi olur? Yokluğuna hiçbir zaman alışamayacağı eşinin günlerini, son nefesine kadar kovalayan Veysel, Aşık Veysel olur…Ve anlıyorum ki şimdi,  vazgeçmekmiş aslında sevmek! Sahip olmadan sahip çıkmakmış, ait olmadan var olmakmış o yürekte, bir günden bin gün çıkarmakmış sevmek, sevdiğinin mutlu olduğu yerde kalmasını kabullenmekmiş, incitmemekmiş, o yokken bile onu sevebilmekmiş, yüreğindeki yerini hep sıcak tutmakmış sevmek, özgür bırakmakmış kanatlarıyla olabildiğince hür, belki de her şeye ve herkese rağmen kabul etmekmiş sevmek. Her ne olursa olsun onun iyiliğini istemekmiş, tebessümle anmakmış onu sevmek, baktığı her yerde onu görmek, her adı geçtiğinde sızlamakmış tepeden tırnağa sevmek. Bakmadan görmek, dokunmadan hissetmek, kilometrelerce uzaktan duymakmış yüreğinin sesini… Sensizken de gülen yüzüne özlem duymakmış sevmek…

Evet Aşık Veysel! Görmeyen gözleri ile kendi dünyasının mimarı bir değer Aşık Veysel dünyanın misafir ettiği. Doğduğu yıldan ölüm yılına kadar memleketinde, ülkesinde ve dünyada anma törenlerinin unutulmadığı bir temel. Çocuk yaşta hastalık nedeniyle kaybedilen göz, seferberlikle birlikte arkadaşın, kardeşini dostun yokluğuyla yalnızlık, sevdiğini anladığında ona bağlandığında terk eden bir eş, annesiz dünyaya direnemeyen bir evladın acısı, peşi sıra gelen anne ve babanın toprak oluşu. Yokluk, sefalet ve başkalarına mecburi bağımlı bir hayat. Tüm bu olumsuzluklara rağmen sevmekten asla vazgeçmemiş. Toprağı sevmiş, daldaki çiçeğe kayıtsız kalmamış, güne güneşe methiyeler dizmiş, o çok özlediği eşiyle konuşmuş mısralarında, bazen kızmış bu dünyanın düzenine feryat figan etmiş, bazen de şükürler etmiş nimetlerine, tecrübelerini vasiyet etmiş ülke insanına hem çalıp hem söylerken. Ve üstelik tahsil hayatı olmayan, yaşamı anlama ve anlamlandırma çabası ile kendi değer yargılarını hayata geçirmekten güzel yaşamaktan ve yaşatmaktan öteye gitmeyen egodan uzak bir yaşam. Şimdinin çağından eksik yaşam koşulları ve bilgileri ile yaşadığımız bu çağın en medeniyetiyim diyebilecek bir bireyinden daha medeni yaşayıp düşünerek. Kendine yakışanı yapmanın ne yaşla, ne çok okumakla, ne diplomayla, ne gezmekle ne de çok bilmekle alakalı olduğunu sanmıyorum. Sevmek, saygı duymak, değer vermek, anlamak anlamaya çalışmak sadece yürek işi.

Özellikle bu hikâyeyle anmak istedim Aşık Veysel’ i. Sevginin, tavır ve davranışların, düşüncelerin bakış açılarının giderek yozlaştığı, kabalaştığı, çözüldüğü haddini aştığı, cellatlaştığı dünyamızda; onun kadına, sevgiye, dünya barışına, doğaya, bilime ve insana saygısını tüm çıplaklığı ile ortaya koyup irdelemek ve günümüze bir mesaj atmak yanlış olmasa gerek. Yüreğimiz daralmadan, ağzımızdan kötü söz çıkmadan, elimiz havaya kalkmadan, gözlerimizden ateş parlamadan önce bir nefeslik duraklasak… Esnek ve hoşgörülü olsak…Unuttuk mu sahiden?

Gidebiliyorken kapısını dostça çalmayı,
Dokunabiliyorken samimiyetle bir çift elden tutmayı,
Konuşabiliyorken anlatmayı, anlamayı, anlaşmayı.
Görebiliyorken  her şeye rağmen  güzel bakmayı, sevmeyi, sahip çıkmayı, saygı duymayı bir yaşama, bir tercihe, bir inanca, bir insana…
Evet, benden bu kadar! Yenileniyorken zamana, değişiyorken kendime, öğreniyorken içimden, fark ediyorken seni, paylaşıyorken sevgiyi… Sözün gerisi de Aşık Veysel’den…

Bu nasıl kavgalar çirkin döğüşler,
Hepimiz bu yurdun evlâtlarıyız,
Yolumuza engel olur bu işler
Hepimiz bu yurdun evlâtlarıyız.

Birleşiriz bir bayrağın altında
Biz Türklerin ikilik yok aklında,
Yanar tutuşuruz vatan aşkında
Hepimiz bu yurdun evlâtlarıyız.

Hedef alıp dövüştüğün kardeşin
Seni yaralıyor attığın taşın,
Topluma zararlı yersiz savaşın
Hepimiz bu yurdun evlâtlarıyız.

Herkes ilim deryasında yüzüyor
Çıkmış ayın çevresinde geziyor,
Yazık bize yollarımız uzuyor
Hepimiz bu yurdun evlâtlarıyız.

Kitaplar yazılmış  nasihat dolu
Birlikte güçlenir gençliğin kolu,
Gençliğe emanet Atatürk yolu
Hepimiz bu yurdun evlâtlarıyız.

Söyler Veysel sözlerinden vazgeçmez
Bulanık çeşmeden kimse su içmez,
Ganadı olmasa kuşlar da uçmaz
Hepimiz bu yurdun evlâtlarıyız.

Aşık Veysel anısına… Ruhuna sevgiyle selam olsun…

 

Kaynak: İndigo dergisi