MENÜ

19 Ekim Pazartesi Paylaşımı “Yolculuk”

Yolculuk

Bir insanın kendini bilmesi birçok anlam taşımaktadır. Kendini bilmek; duygu düşünce ve davranışta kararlarını, kararlarının nedenlerini, yürüdüğün yolu görmeyi, diğer seçenekleri görerek seçme şansını fark etmeyi ifade eder. Kendini keşfetmek ise uzun soluklu bir yolculuktur. Diğerleriyle iletişim ve ilişki kurduğumuz gibi kendimizle de ilişki kurarız. Diğerleriyle ilişki kurmanın molaları olabilirken kendimizle ilişki kurmak tam zamanlı bir iştir. Tıpkı ilişki kurarken emek verdiğimiz gibi kendimizle kurduğumuz ilişkide de her an emek veririz. Hayatta kalmak için çeşitli mücadelelerimiz vardır. Bu kendimize yaptığımız en temel yatırımdır. Bir kendilik inşa etmek kolay değildir. Öncelikle kendiliğimiz pek çok şeyin etkisi altındadır. Genetik özellikler, ailemizin etkisi, yakın çevremizin ve sonrasında daha geniş çevrenin etkisi, kültürün etkisi… Bir de yaşadıklarımızın etkisi altındayız. Deneyimlediklerimiz yaşamımıza şekil vermektedir. Kendiliğin bunlar gibi pek çok açıdan şekillendiğini düşünebiliriz.

Seçtiğimiz yollar acı veriyorsa bizi esir alan tüm olumsuz duygulardan ve sorunlu ilişkiler ağından yorgunsak eğer, hayatımızda sorunları var eden/yaratan yönlerimizi ancak kendi gerçeğimize yaklaştıkça görebiliriz. Bu yakınlık ve bu tanışıklık, bizi yolculuğumuzda zorlayan pek çok içsel sıkıntıdan özgürleştirebilecektir. Kendi gerçekliğimizi bütünüyle kavrama cesareti, özgürlüğü vaat etmektedir. Kendi varoluşun neler üzerineyse onu kendine ve diğerlerine yaşatmaktayız. Korkumuz yalnızlıksa yalnızlığa sürüklenir ya da yalnız bırakırız. Sevgimiz muhabbetteyse sohbet yaratır, sohbet etmek isteyenlerle birlik oluruz. Yani neysek onu yaşatırız. Derinlerdeki yaşamımızı yönlendiren mekanizmaları bulmak ve anlamak, kontrolü ele almak için tek seçeneğimizdir belki de…

Bahsedilen tüm süreçlerden geçmek oldukça dikkat vermeyi ve enerji harcamayı gerektirmektedir. Durum böyle olduğunda insan yapısı gereği daha kolay bir yol hayal edecektir. Bu hayal ediş kısa vadede rahatlatırken uzun vade de gerçeğin önümüze geçmesine sebep olacaktır. Hayaller, arzu ve isteklerimizin toplamıyla bir yere varma veya bir şey olma çabasıdır. Bu tür hayaller doğal bir ihtiyacın ürünüdür. İlerlemek, gelişmek veya daha iyi hissetmek adına hayallerimiz olacaktır. Ancak burada hakikati engelleyen hayallerimizi görmek mühimdir çünkü çaba harcamadan ve sorumluluk almadan yani kısa yoldan hazza ulaşma çabasıdır bu tür hayaller. Kendi kendine yeterlilik ve kendini değerli hissetme konusunda tamamlanmamış birey, bu açlıklarını; üzerine hayaller kurduğu kişi veya şeylerden doyurmaya çalışır. Genelde de hayal kırıklığı ile sonuçlanır ve hakikat kendini acı vererek gösterir.
Aslında acıtan hakikat değil, kendi gerçeğinin inkârı ya da görülmemiş olmasıdır.
Tüm yüklemeler kişinin iç dünyasından gelir. Bir hayal kurulacaksa kendi potansiyelimiz ve layıkıyla karşılığını aradığımız duygular için olsun. Bir şeylerden kurtulmak, bir an önce mutlu olmak için değil.

Nietzsche’nin bir sözü konuya anlamlı bir bakış açısı sunmaktadır. “Sadece ve sadece senin üstünden geçeceğin yaşam köprüsünü, kimse senin için inşa edemez.”
İnsan, yolunu seçimleriyle şekillendirir. Hiçbir kuvvet bu gerçeği değiştiremez.
Kimi zaman yaşam darbeleri karanlıkta bırakır, kimi zaman sana iyi gelen insanlar yolunu aydınlatır ama ne olursa olsun o yolu yine biz seçeriz. Bazen yıkılır köprüler, yıkılması gerekir… Yine, biz inşa ederiz. Âşık oluruz, acı çekeriz, kaybederiz, nefret ederiz, kıskanırız, takılı kalırız, sarsılırız, severiz, fark ederiz, özgürleşiriz… Yaşadığımız olaylar ve kurduğumuz ilişkilerde hissettiğimiz, yaşadığımız ve yaşattığımız her durum için kendi payımızı fark etmektir bizi bağlı olduğumuz zincirlerinden kurtaran. Fark etmek için ilk adım kendimize bakabilmektir. “Ben neyi seçtim?” “Ne yaşıyorsam onu…”  Bir insanla ilişkimizde sürekli sıkıntı yaşıyorsak, kendine söylediğimiz şey ve seçimimiz şudur: “Bana sıkıntı verecek ilişkiler kuruyor ve onları tercih ediyorum.” ya da ilişkilerimizde huzurluysak ve seviliyorsak “Ben sevilmeyi ve huzuru seçiyorum.” diyoruzdur.  Bu önemlidir çünkü kendine dönüp bakabilmek, karanlığa sövmek yerine bir mum yakabilmektir. “Sadece kendi rolün üzerinde güç sahibisin.” Diğerlerinin senin yaşamında rolleri olsa da yaşamımızın yegâne şekillendiricisi yine biziz. Bu yüzden tüm iniş çıkışları yaşarken o yolu sadece biz inşa ederiz.  Diğerleri veya en yakınımızdakiler bile bir yere kadar müdahale edebilir bize.  Belki de ne mazlum, mağdur olduk, ne de zalim, suçlu. Olması gerektiği gibi, olması gerektiği kadar.

Kendimizi anlamak için bir insanı anlamaya çalışmamız ya da insanı anlamak için kendi içimizde derinleşmemiz aynı noktaya varmamızı sağlayacaktır. İnsan, özellikle kültürün etkisiyle farklı davranmaktadır. Farklılıklarımız kıymetlidir ancak insan özünde aynıdır. İnsanın özünde aynı olma hali, farklı buz kalıpları eridiğinde hepsinin su olması gibidir. Kendimize sınırlar çizdiğimiz yaşamımızda tüm insanlığın ortak ve temel istek ve güdülerle varlığını sürdürdüğünü bilmek hepimizi kapsayan bir öze bağlı olduğumuzu gösterebilir. İç dünyamızda ya da dış temaslarımızda ayrımlar yaratılmasına bu ortaklık son verebilir. Seçimimiz her ne olursa olsun; içinde sabrı, emeği ve sevgisi olsun…